Yemek yapmak politik bir eylemdir!

Renkli, kalabalık, neşeli bir sofra; bir ucu Pittsburgh’ta diğer ucu Tahran’da; bir ucunda saat 8.30, diğer ucunda neredeyse öğle vakti. İki kıtada aynı anda, aynı eski Pers tarifine göre hazırlanmış, bol baharatlı ghormeh sabzi pişiyor. Ocaklardan aynı koku yükseliyor, odalara yayılıyor. Yemek paylaştırılırken, insanları ayıran ve birleştiren şeylere dair hararetli bir sohbet başlıyor: Uluslararası politika, para, savaş ve silahlanma, İran ve Amerika Birleşik Devletleri… Skype bağlantısıyla elde edilen eş zamanlı görüntü ve dolayımsız paylaşılan lezzetler sayesinde, büyük ölçekli karmaşık politik sorunlar “şimdi ve burada” basit bir soru içinde eriyip gidiyor: “Benzer şekilde acıkıp, doyduğumuz, benzer hazları ve acıları paylaştığımız, bu kadar uzakken aslında çok yakın olduğumuz doğruysa, herkese kucak açacak bir sofranın kurulması olanaksız mı?

Yemeğe katılanlar, Ghormeh sabzi pişirmenin politik bir eylem olduğunu, baharatların toplumsal rolünü, duyusal paylaşımların alternatif politikaların temeli olabileceğini deneyimliyor. Ortak bir yaşamın keşfine hep birlikte kaşık sallıyorlar. Şehirlerarası yemek buluşmasının amacı da bu zaten; Dünyanın iki ucu arasındaki mesafeleri aşan, duyulara, bedenlere dokunan, organik bir diyalog kurabilmek. Politik ve ekonomik kural koyucuların çıkar çatışmaları yüzünden kopan bağları, tatlar ve kokularla onarmak. Duyuların neoliberal organizasyonunda, daha önce hiç kurulmamış yeni bağları tahayyül etmek ve kurmak. Dolayısıyla, sanat ve siyaset yapmanın yeni araçlarını icat etmek.
Nisan 2012’de gerçekleşen bu buluşmanın İran ayağı, Tahran merkezli Sazmanab Project Galeri’nin küratörü Sohrab M. Kashani tarafından organize edilmişti. Sofranın diğer ucunda ise Conflict Kitchen tayfası vardı.

Conflict Kitchen

Conflict Kitchen

Conflict Kitchen (Çatışma Mutfağı) 2010 yılında, Carnegie Mellon Üniversitesi’nden sanatçılar ve öğretim görevlileri (John Peña, Jon Rubin ve Dawn Weleski) tarafından hayata geçirilmiş bir fikir. Yemek yapma eylemi üzerine kurulu, uluslararası, devingen, politik bir toplumsal ilişkiler ağı olan Conflict Kitchen’ın merkezi, Pittsburgh’ta küçük bir mutfak ve bir servis penceresinden ibaret. Haftanın yedi günü açık olan bu mutfakta sadece Amerika’nın politik çatışma içinde olduğu ülkelerin yemekleri pişiyor, menü gündeme göre üç, dört ayda bir değişiyor. Menüyle birlikte Conflitct Kitchen’ın cephesi ve ambalaj tasarımları da yenileniyor.

Conflict Kitchen Pittsburgh’lulara daha önce hiç denemedikleri tatları, İran, Afgan, Venezuella, Küba yemeklerini sunuyor. Fakat yemek satışı sürecin sadece bir parçası. Yemek, Amerika Birleşik Devletleri’nin sözde düşmanlarına dair medyadan kısıtlı ve taraflı bilgi alan insanlara, dünyayı görmek için yeni duyusal, düşünsel pencereler açmanın bir aracı. Asıl amaç, konu edilen ülkenin sorunlarına, gündelik yaşamına ve kültürüne daha yakından bakma fırsatı yaratmak. Conflict Kitchen ekibine göre alışılagelmiş toplumsal ilişki kodlarını kırmanın yolu, alışılmadık tatları denemekten geçiyor. Farklı yemekler önce merak uyandırıyor sonra yeni tartışmalar için cesaret veriyor. Her yeni menü çeşitli etkinliklerle, film gösterimleri, sohbetler ve tartışmalarla destekleniyor. Pittsburgh sakinleri, Tahranlı genç sanatçılar, Afganistanlı belgeselciler, Venezuellalı radyo aktivistleri ile tanışmışlar bile.

Conflict Kitchen’da yemekler, Pittsburgh’a tartışma konusu edilen ülkelerden gelmiş ve buraya yerleşmiş insanlarla birlikte hazırlanıyor. Böylece, gündelik hayatta birbirlerine belli bir mesafede duran ya da içe kapalı olan komünitelerden bireylerin karşılaşması ve tanışması için fırsatlar doğuyor. Daha da önemlisi, bu mutfak sayesinde, etnik kimliklerini sadece özel alanlarında yaşatan insanlar, özgün kültürel deneyimlerini kamusal alana taşımış oluyor. Mutfak kent mekanını farklılıklarla besleyerek, kamusallaştırıyor. Conflict Kitchen’ın etkisini hayal etmek için, onu 300.000 nüfuslu, sessiz ve sakin, eski bir endüstri kenti olan Pittsburgh’un, uzlaşımlar üzerine kurulu, tek düze gündelik yaşamının içinde düşünmek gerek. Bu tür bir yer, kültürel farklılıkların kamusal alanda ifade bulabilmesinin bir kenti yaşanır kılan en önemli unsur olduğunu kanıtlamak için uygun bir zemin gibi görünüyor.

Hemen belirtelim, burası “seçkin, etnik, egzotik lezzetlerin sunulduğu” bir restoran değil. Conflict Kitchen’ın kurucularından Jon Rubin, özellikle yapılması kolay, basit sokak yemeklerini tercih ettiklerini söylüyor. Çünkü sokak yemeklerinin birleştirici, eşitleyici bir gücü var. Herkes sokak yemeklerini sever, onlar kültürlerin en canlı, en değişken, en melez, en serseri tatlarıdır. Bir yerin ve bir zamanın ruhunu yansıtır, kolektif olarak ve hesapsızca tüketilir, yoğun haz verir ve bir daha asla unutulmazlar. Belki de basit oldukları için ortak duyusal belleğe yerleşir ve bir kente tadını verirler. Tanımadığınız bir yerde, gündelik toplumsal yaşama dahil olmanın en dolayımsız yolu, sokak satıcılarından, oranın en popüler sokak yemeğini almak ve yerken, ayaküstü sohbetlere dahil olmak değil midir? Güncel politika da, sanat da, hayat da bu anlarda, iştah ve açıklıkla konuşulur. Günün işlevsellikle bölünmüş, net tanımlı parçaları arasında bu kısa duraklarda, ekmek arası hayat paylaşılır. Sonra herkes yoluna gider. İşte Conflict Kitchen bu fikir üzerine kurulu.

Kubideh KitchenKubideh Kitchen

Kente yabancı ve son derece davetkar yemek kokuları, Pittsburgh sokaklarına ilk kez yayılmaya başladığında, Conflict Kitchen, Kubideh Kitchen’a dönüşmüştü. İran yemeği Kubideh sandviç, mahallede oturan İranlı aileler tarafından hazırlamıştı. Taze pişmiş berberi ekmeği içinde, tarçın ve zerdeçalla tatlandırılmış dana etinden ızgara köfte, soğan, taze maydanoz ve nane koyularak hazırlanan sandviç, özel olarak tasarlanmış ambalajlar içinde satılmıştı. Ambalajlar üzerinde İranlılar ve İran kökenli Amerikan vatandaşlarıyla politika ve kültür üzerine yapılan söyleşilere yer verilmişti. Jon Robin’e göre o dönem günde ortalama 50 kişi Kubideh Kitchen’a uğramış ve Pittsburg’luların %90’ı ilk kez bir İran yemeği yemiş. Bu süre içinde mutfağın bulunduğu binanın hemen üzerindeki reklam panosu, bir çeşit açık kürsüye dönüştürülmüş, karşıt kamusal alanın yaratılmasında etkili bir araç olarak kullanılmış. İranlı Yahudiler, Orta Doğu’da, İsrail dışında da var olduklarını duyurmak için; İran kökenli Amerikan vatandaşları, Amerikan ve İran hükümetinin İran halkına zarara vermek konusunda uzlaştıklarını dile getirmek için bu panoyu kullanmışlar.

Paladar

Sıra Küba’ya geldiğinde, Conflict Kitchen Küba’da ki samimi Paladar aile restoranları geleneğinden esinlenerek Pittsburgh evlerinin mutfaklarına taşınır. Bazı pratik bilgilerin aktarılmasının ardından, hazırlanan yemekler aile bireyleri tarafından evlerde misafirlere servis edilir. Geniş sofralarda, derin tartışmalar sabaha kadar sürer. İlk kez birbirlerinin evinde buluşan komşular, lezzetin sadece malzemelerden ve tariften kaynaklanmadığını, üretim ve paylaşım sürecinde kurulan ilişkilerden süzüldüğünü deneyimler. Bu bilgi Küba konulu politik tartışmaların seyrini etkilemiş olmalı.

Paladar

Conflict Kitchen’ın çehresi sürekli değişir. Konu Venezüella olunca mutfak birden La Cocina Arepas’a dönüşüverir. Kolombiya ve Venezüella’da yaygın ev yapımı arepalar, mısır ekmeği içine peynir, tavuk ve avokado salatası ya da siyah Venezüella fasülyesi koyularak hazırlanır. Afganistan gündeme geldiğinde, Conflict Kitchen Kabil’de bir sokak satıcısından alabileceğiniz Bolani Pazi tadına bürünür. Kentte yaşayan Afgan komünitesi tarafından hazırlanan Bolani, vegan bir pide çeşididir, içine bal kabağı, ıspanak, mercimek, patates, pırasa koyularak servis edilir. Tüm bu tatların keyfine varmış olan Pittsburgh sakinleri, son günlerde sabırsızlıkla sıranın Kuzey Kore yemeklerine gelmesini bekliyor. Fakat mutfağın bir parçası olmak için Pittsburgh’da olmanız şart değil. Conflict Kitchen yemek tariflerini internet sitesinde yayınlanıyor. Böylelikle tarifleri evde uygulamaya çalışan ve onları dostlarıyla paylaşan herkes Conflict Kitchen’ı çoğaltıyor.

Her ne kadar Sprout Fund, The Benter Foundation, The Studio for Creative Inquiry gibi kurumlardan ekonomik destek almış olsa da, Conflict Kitchen varlığını, etrafında ördüğü insan ilişkileri ağına borçlu. Jon Robin’e göre, artık günde 200-300 kişi Conflict Kitchen’da yemek yiyor. “Bu insanlar hafta içi pek çok defa geri geliyor. Pittsburgh gibi küçük kentlerde insanlar farklılıklara açtır ve biz bu açlığı hem yemeklerimizle hem de ardındaki politik fikirlerle doyuruyoruz. Artık üçüncü yılımıza giriyoruz ve projemiz için gönüllü çalışan ekip giderek büyüyor. Çevreden aldığımız tepkiler son derece cesaretlendirici. Aslında projeyi bu haline getiren asıl etken yerel halk oldu.”

“Estetik Politik bir Eylem”

Conflitct Kitchen, insanlar arası değiş tokuşu esas alan, sürece ve işbirliğine dayalı, mekana, bağlama göre şekillenen, kamusal alanın üretimini hedefleyen çağdaş sanat projeleri içerisinde değerlendirilebilir. Yeni tip kamusal sanat, komünite temelli sanat, proje temelli sanat ya da aktivist sanat gibi tanımlar çerçevesinde yer bulabilir. Ben yine de, Conflict Kitchen’ın bir sanat projesi ya da politik bir kalkışma olmanın bir adım ötesinde geçtiğini, yaşama doğrudan kavuşmayı başardığını düşünüyorum. Onu “estetik politik bir eylem” olarak tanımlamayı tercih ediyorum. Conflict Kitchen, insanların farklı kültürlerle, kamusal alanla ve birbirleriyle kurdukları duyusal ilişkiyi değiştirmeyi hedeflediği, öncelikle bedenleri uyardığı için estetik; birarada yaşamının yollarını aradığı için politik bir deneyim. Conflict Kitchen’ı, sanat ve siyasetin önceden kat edilmiş, kurumsal yollarının dışında, her karşılaşmada kendini yenileyen, yeni özneler üreten, politika yapma biçimleri üzerine düşünen bir performans olarak görüyorum. Fikri yeni değil elbette. İnsanlık tarihi kadar eski bir ritüelin, yemek yapmanın ve yemenin, ocağın ve sofranın üzerinde yükseliyor. Fakat bu kadim kültürel iletişim aracını günümüz koşullarına, sokak yemeği, geçicilik ve etnik çeşitlilik vurgusuyla taşıması bu mutfağı özgün kılıyor.

Çok Uzak Çok Yakın

Pittsburgh’da, kültürler arasındaki sınırları aşan bir mutfak kurmak için verilen bunca çaba, ister istemez İstanbul’da her gün kaybedilen mutfakları düşündürüyor. Esnaf lokantaları, pastaneler, lokaller, meyhaneler, seyyar satıcı tezgahları, kentsel mekanını kamusal kılan mutfaklar birer birer kapanıyor. Dolayısıyla bu paylaşım mekanları etrafında kurulmuş toplumsal ilişki ağları parçalanıyor. En esaslı “çatışma mutfağı” İstanbul, küresel kent olma uğruna, giderek bir fast-food zincirine dönüşüyor. Sokakta beklenmedik ve benzersiz bir tadın hayal gücümüzü ateşlemesi ihtimali de giderek azalıyor. Toplumsal ilişkilerde algı ve duygu repertuarımızın giderek daralması ve gelecek tahayyüllerimizin renksizleşmesi, yemek yeme ve yapma biçimlerimizin duyusal kısırlaşmasından ayrı düşünülebilir mi?

Yemek yapmak ve yemek estetik, politiktir bir süreçtir. Kolektif ve performatif bir çeşit eyleme kolayca dönüşebilir, yaratıcılığı toplumsallaştırır ve insan bedeninin duyusal çeşitliliğini harekete geçirir. Bir ucu İran’da, bir ucu Amerika’da, dev bir sofra kurmak uzak bir hayal mi? İşe dostlarımız için güzel bir yemek pişirmekle başlayın. Yakınlaştığını göreceksiniz.

*Ezgi Bakçay
Yemek ve Kültür

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir