Bir Dayanışma Mutfağı: La Rôtisserie

La Rôtisserie Mücadelede..

İstanbul’da kentsel dönüşüm ve soylulaştırma sürecinde bıçak kemiğe dayandı. Toplumsal muhalefet uzun zamandır kent odaklı bir mücadelenin stratejileri ve ölçeği üzerine kafa yoruyor, eylem repertuarını sorguluyor. Muhalefetin parçalılığını aşmanın ve hareket kabiliyetini arttırmanın gerekliliği ortada. Bu durumda toplumsal muhalefetin mekansal boyutu da giderek önem kazanıyor. Ateşi daha düşmeden yakalamak için önceden orada olmak gerekiyor. Diğer yandan kentte yaşananlara bütüncül bakmayan hiçbir çözüm akılcı görünmüyor. Mahallede mi, masa başında mı olmalıyız sorusu geçerliliğini yitirirken ve biz tüm bunları düşünürken çok uzakta bir yerde, Paris’te ufak bir restoranın mutfağında hummalı bir hareketlilik yaşanıyor.

Belleville’in belleği barikatlarla yüklü mahallesi Saint-Marhe’da, kentin en canlı ve en hızlı değişen yerinde kurulmuş bir dayanışma mutfağındayız. Patronsuz, sahipsiz, yöneticisiz bir toplantı, tanışma, dayanışma ve üretim mekanı burası. Gelecekte kurulacak bir dünyanın hem örgütlendiği, hem de deneyimlendiği bir kolektif yaşam projesi: La Rôtisserie. 15 yıldır 27 m2ye 150’den fazla hareketi, örgütü, derneği sığdıran, toplumsal muhalefeti besleyen, büyüten bir mutfak. Hepsi bu kadar da değil. 50’li yıllardan kalma çivit mavisi ahşap cephesi üzerinde mekanın adı yerine “La Rôtisserie Mücadelede” yazıyor. Çünkü son beş yıldır La Rôtisserie soylulaşmanın getirdiği tahliye tehdidine karşı direniyor, kendi varoluş mücadelesini, karşıt kamusal alanın varoluş mücadelesine ve diğer tüm direnişlere eklemliyor.

Mahalle

La Rôtisserie 1848’de ve Paris Komünü sırasında barikatların en son düştüğü yerde kurulmuş. Paris’in efsaneleştirilmiş halk ayaklanmalarına sahne olan mahalle, yüzlerce sendikaya, kooperatife, örgüt lokaline ev sahipliği yapmış. Rôtisserie’nin 2000’li yıllarda yaşattığı dayanışma ekonomisi modelinin temelleri 19.yüzyılda aynı sokaklarda açılan mekanlarla atılmış. Paris’te işçi sınıfını mücadeleye hazırlayan, sayısı yüzleri bulan kooperatiflerdir.

Saint-Marhe İkinci Dünya Savaşı’nda yine direnişin merkezlerinden biri olur. Alain Rustenholtz bölgede işçi hareketinin 70 otonom mekanı olduğunu tespit eder. İşçi dayanışmasının ve eğitim çalışmalarının merkezleri yine kooperatif restoranlarıdır. Kooperatif deneyimini yaratmayı ve yaşatmayı başaran La Fraternité et de La Bellevilloise lokalleri yine burada açılır. Genel İş Konfederasyonu (Confédération générale du travail) CGT’nin bu mahallede doğar. 1937’de İspanyol Ulusal İş Konfederasyonu (Confédération nationale du travail) CNT sürgündeki cumhuriyetçi İspanyol entelijansiyasını bir araya getiren ünlü lokalini yine Sainte-Marthe Meydanı’nda açar.

Tüm bu direniş ve mücadele yıllarından sonra kente askerlerin ve polisin yapamadığını 1960-1970 yılları arasında emlak spekülatörleri yapmayı başarır. Guy Debord bu yıllarda Paris’te yaşanan dönüşümü devrimler ve barikatlar şehrinin uğradığı en büyük yıkım, bir anlamda cezalandırılma olarak değerlendirir. Özellikle Belleville’in önemli bir kısmı toplu konut blokları altında kalır. Bu süreç George Pompidou’nun ölümüne kadar devam eder. Pompidou’nun elinden sadece birkaç sokak kurtulabilir geriye kalan kiracılar da emlak piyasasının baskısına dayanamayıp yerlerini bohem burjuvalara bırakarak mahalleyi terk ederler. Belleville giderek özellikle yaratıcı sektörlerinde çalışan genç yöneticiler için çekim merkezi haline gelir. Galeriler işgal evlerinin, “etno-bio” şık dükkanlar mahalle bakkallarının, gece kulüpleri bistroların yerini alır.

Tüm bu süreçlerden sonra bugün grafitiler ve eski afişlerle dolu yıpranmış duvarları, yorgun kaldırım taşları ile bu daracık sokakta ay sonunu zor getiren zanaatçılar ve küresel kültür endüstrisinin genç yöneticileri bir arada yaşıyor. Evsizlere çorba dağıtan Evangelist kilisesi önünde son model otomobiller duruyor. Paris’in işçi mahallelerine musallat olan Améli Poulain yaşam tarzına rağmen La Rôtisserie’de her akşam ayrı bir direnişin çorbası kaynıyor.

Rôtisserie nasıl çalışıyor?

Rôtisserie mahallelinin ve politik örgütlerin ortak gündelik ve pratik ihtiyaçlarından doğmuş. Bu da mekanın on beş yıl boyunca ayakta kalabilmesinin en önemli nedeni gibi görünüyor. Elbette hali hazırda işleyen, kurulması yılların deneyimiyle mümkün olmuş kırılgan bir sistem. Her gün sorgulanması ve tartışılması gereken yeni bir sorun çıkabiliyor. Fakat Rôtisserie’de hiç değişmeyen üç temel ilke var: en ucuz fiyat, herkese yemek, mekana ve malzemeye saygı.

Rôtisserie’nin demir işlemeli ahşap sıraları ve taburelerinde aynı anda kırk kişi, omuz omuza, yemek yiyebiliyor. Öğlen ve akşam olmak üzere iki kez yemek çıkıyor. Haftanın her günü açık olan Rôtisserie’yi öğlen mahalle yemekhanesi, akşam yemekli toplantı mekanı olarak düşünebiliriz. Öğlen yemeği bitene kadar işlerin idaresi, yemek hazırlığı ve servis maaşlı çalışan yedi kişinin sorumluluğunda. Bunlar çok uzun zaman işsiz kalmış ve işe çok ihtiyacı olan kişiler. Maaşlı olmaları birilerinden emir aldıkları anlamına gelmiyor. İş günlerini, iş bölümünü ve menüleri kendileri belirliyorlar. Sebze ve meyveleri AMAP’tan ( Köy Tarımını Destekleme Birliği) ve ekmekleri yine patronsuz bir fırından almaya özen gösteriyorlar. Öğlen genelde mahalleli ve civarda çalışan işçiler geliyor. Yemek 3-4 avroya satılıyor. Böylece öğle saatlerinde Rôtisserie hiç boş kalmıyor.

Akşam olduğunda ortam biraz değişiyor. Rôtisserie’nin ortağı olan ve takvimde yeri önceden belirlenmiş bir örgüt gelip mutfağa giriyor. Kurallar basit: çorba, sıcak yemek ve tatlı en fazla 10 avro, bir kadeh şarap en fazla bir avro. Mekan giderlerini karşıladıktan sonra hazırlanan yemekten elde edilen gelir örgütün bütçesine ya da yürütülmek istenen bir projeye kalıyor. Hesabını iyi yapıp, lezzetli menüler hazırlayanlar için akşam yemekleri başarılı birer dayanışma gecesine dönüşüyor. Bu sırada dışarıdan gelenlere de servis yapmak zorunlu. Zaten amaç tartışmaları mahalleye ve kente taşımak. İnternet sitesinden Rôtisserie’nin programını takip edip, tanışmak ya da desteklemek istediğiniz bir örgütün yemeğine katılabiliyorsunuz.

Mekanın bir parçası olmak ve Rôtisserie hakkında alınacak kararlara katılmak için yılda bir kez yemek yapmak yeterli. Bugün Rôtisserie’nin 150’den fazla ortağı var. Mahalle ölçeğindeki bu küçük ekonomik, politik deneyimi dünyanın farklı uçlarından örgütler birlikte yaratıyor ve yaşatıyorlar. 15 yıl içinde burada pişen yemekler ve yaratılan karşılaşma fırsatları sayesinde toplumsal muhalefetin yüzlerce eylemi ve etkinliği gerçekleştirilmiş ya da desteklenmiş. Bunların içinde sendikal mücadeleler de var, uluslararası kültürel etkinlikler de.

Dayanışma Ekonomisi

Öncelikli amacı devletin ve özel sektörün reddettiği insan ihtiyaçlarına cevap vermek olan dayanışma ekonomisi, sermaye birikimini hedeflemeyen bir ekonomi modeli. Dayanışma ekonomisi deneyimi, kapitalizmin düşünülmesini bile imkansız kıldığı ekonomik ve sosyal ilişkileri yaşama geçirdiği ve “karşıt kamusal alanlar” yaratmanın etkili yollarından biri olduğu için politik. Diğer yandan amaç, batmakta olan bir piyasa ekonomisinin deliklerini tıkamak değilse, dayanışma ekonomisinin etkileri üzerine her mekanın özgün koşulları dahilinde tartışmak gerektiyor. Meksika örneğinde görüldüğü gibi bu tür mekanların çoğalması sosyo-ekonomik sistemde topyekun bir dönüşüme neden olmuyor. Elbette bu bilgi geleceğin örgütlenmesine bugünün ilişkilerinden başlanması gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.

Dayanışma ekonomisi modelleri için mekan son derece önemli. Yerellikle güçlü bağlar ve kamusal alan yaratma becerisi, başarının kıstası olarak kabul edilebilir. Dayanışma ekonomisi üzerine kurulu mekanların yaşama şansı her gün karşılaşılan çelişkileri pratik çözümlerle aşma becerisine bağlı gibi görünüyor. Birincisi politik ve ekonomik gerçeklikler çelişebiliyor. Örneğin Rôtisserie politik bir mekan olduğu ilkesinden yola çıkarak hiçbir koşulda fiyat arttırmıyor, isteyen her gruba anahtarını vermiyor ve açıkçası turistleri pek hoş karşılamıyor. Dolayısıyla ister istemez bir ağ içinde kapalı kalma durumu ortaya çıkıyor. Bu durum yemek yemeğe gelen herkesin kabul edilmesi kuralıyla aşıyor. Bu kural ise bazı örgütlerin toplantılarında sıkıntı yaratıyor. İkinci çelişki demokratik işleyiş ve verimlilik arasında yaşanıyor. Herkesin mekana dair kararlara katılması ilkesi benimseniyor. Ama zamanın ve mekanın verimli kullanımı için temsilcilerden oluşan ve düzenli toplanan bir grup oluşturuluyor. Dayanışma ekonomisi tartışmalarında, kurumsallaşmanın bu tür deneyimleri amacından uzaklaştırılacağına, yaratıcılığı öldüreceğine dair düşünceler sıkça öne sürülür. Fakat ortak yarar ve bireysel tutumlar arasında çıkan en basit gündelik çatışmaları aşmak için bile hiyerarşik olmayan bir kurumsallaşma şart gibi görünüyor.

Rôtisserie’nin Mücadelesi ve Resim gibi Yemekler

Bu akşam Rôtisserie’nin iç toplantısı var. Bizi Mathieu karşılıyor. Hemen menüyü açıklıyor. Hint yemekleri pişirmişler. Saatlerdir mutfakta, koca tencerelerin başında ter döken bu adam Mathieu Collogan, yıllardır toplumsal muhalefetin içinde yer alan militan bir ressam. Güçlü grafik etkisi olan, Diego Rivera’yı, Max Beckmann’ı, yeni gerçekçiliği ve kübizmi harmanlayan ama kendine özgü bir form dili ve mizah anlayışı olan “mücadele-resimleri” “peinture-luttes” yapıyor. Humanite dahil pek çok yayında çalışmış, gazete ve fanzinler çıkarmış, çok gezmiş, çok duvar boyamış bir usta. Hakkında çıkan yazılara bakılırsa “Van Eyck kardeşler 15.yy’da yağlı boya tekniğini geliştirdiğinden beri yapılmış en güzel kaldırım taşlarını o boyuyor.

Genel işleyişe dair fikir edindikten sonra’ye Rôtisserie’nin mücadelesini soruyoruz. Pek çok direnişe destek olan bu mahalle kantininin kendi varlık mücadelesini verdiğini anlatıyor. Paris’te işçi mahallelerinin folklorizasyonu, soylulaştırmayı ateşleyip kiraları arttırmış. Mülk sahibi binayı bir emlak spekülatörüne satınca, kirayı üç katına çıkartmaları istenmiş böylece Rôtisserie’i için mahkeme ve eylemlilik süreci başlamış. 25 Haziran’da oldukça geniş katılımlı bir protesto yürüyüşü gerçekleştirmişler. Mahkeme ise hala sürüyormuş.

Ortamın samimiyetine de güvenerek soruyoruz: “Böyle bir mekanın politik etkisine gerçekten inanıyor musun? Yani yemek pişirmenin politik bir eylem olduğunu mu söylüyorsunuz?” Alışık olduğu soruya hemen cevap veriyor: “Evet şu büyük tartışma; biz mücadelenin iki boyutunu birbirinden ayrı görmüyoruz. Burada küçücük bir mekanda bir ütopyayı hayata geçiriyoruz, buraya gelen herkes dayanışma ve eşitlik üzerine kurulu bir üretim ve paylaşım sürecinin tadına varıyor. Diğer yandan gelecek için mücadeleye devam ediyoruz. Bizim gibi işleyen küçük mekanlar, bağımsız gazeteler, squatlar… bunların sayısı yeteri kadar fazla olduğunda sistemin baş edemeyeceği bir politik güç yaratılabilir. Diğer yandan yüzlerce metre kare mekanı olan bazı örgütlerin bizim kadar somut bir eleştiri üretebildiklerini düşünmüyorum.

Rôtisserie’yi bir ressamla konuşmak ayrıca güzel. Bize bir başka provokatif soru daha sorma şansı doğuyor: “Resimlerimle kamusal alandan dışlanan mücadeleleri görünür kılmaya destek olmak istiyorum” demişsin. Rôtisserie de biraz öyle değil mi? Rôtisserie toplumsal mücadeleleri kamusal alanda görünür kılıyor. Örgütlerin hem birbirleri için hem de mahalleli için görünür ve ulaşılabilir olmalarını sağlıyor. Burada yaratılan hem politik, hem sembolik, hem estetik (duyuları harekete geçirdiği malum) bir deneyim değil mi? Yoksa neden bir oda tutup toplantı için kiralamıyorsunuz?” Mathieu şöyle yanıtlıyor: “Kesinlikle bir amaç benzerliği var ama burada yaptığımız yaşamsal ve kolektif bir eylem. Bununla birlikte bir arada yemek yemek çok derin tarihsel kökleri olan sembolik bir bağlılık göstergesi. Ne yazık ki resimlerin böyle bir politik gücü yok.

Rôtisserie’den ayrılırken bir daha ki sefere yemek yapmak için gelmek istediğimizi söylüyoruz. Mathieu ne için pişirmek istediğimizi soruyor. Aklımıza Taksim ve Ahmet Misbah Demircan’ın Tarlabaşı’nı Paris’teki Champs Elysées’ye dönüştürme istediği geliyor. Ne garip iktidarlar hep ara sokakları, tünelleri, geçitleri, pasajları, çıkmaz yolları hedef alıyor. Muhalefetse yüzyıllardır egemen söylemin ve sermayenin akmasını engellemek için barikatlar kuruyor. Rôtisserie o barikatlardan biri. Haritalara bakarsanız kentlerin mekanda yan yana sıralandığını düşünürsünüz. Ama yaşarken aslında katman katman üst üste olduklarını fark edersiniz. İçine girdiğiniz her mahalle kendi derinliklerine doğru genişler, başka kentlerin mahallelerine geçitler, tüneller ve ara sokaklarla bağlanır. İşte bu yüzden Belleville Tarlabaşı’yla komşu, La Rôtisserie bizim mahallenin mutfağı.

*Ezgi Bakçay
Yemek ve Kültür

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir